Türkiye’nin tıbbi cihaz ve medikal sektöründe oyun dışı kalmaması gerektiğine vurgu yapan SEİS Başkanı Metin Demir, üreticilerin sürdürülebilir destek beklediğine vurgu yaptı. Ödemede belirsiz vadeli anlaşmaların iç pazarı yorduğunu ifade eden Başkan, pandemide ürün yokluğu yaşatmayan ve insanlara nefes olan teknolojiler geliştiren sektörün ihracatta yaşadığı sıçramadan memnun olduklarını söyledi.

BİRLİKTE TEDARİK, BİRLİKTE İHRACAT

Türkiye’nin önde gelen endüstri şehirlerinin gelişimine paralel olarak bulunduğu konumu güçlendiren tıbbi cihaz ve medikal sektörü, pandemi ile birlikte çok büyük bir sıçrama gerçekleştirdi. Ankara, Samsun, İstanbul ve İzmir gibi üretim merkezlerinin güç verdiği sektör, pandemi öncesi 700 milyon dolar olan ihracatını süreç ile birlikte 5 milyar dolara ulaştırdı. Sanayi gazetesine sektörün gelişimi ve beklentileri üzerine demeç veren Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası Başkanı Metin Demir ise önemli noktalara vurgu yaptı. Ödeme vadelerindeki uzamaların üreticinin elini kolunu bağladığına değinen Demir, belirsiz vadeli anlaşmalara yaptırım uygulanmamasının iç pazarda üreticiyi yorduğunu belirtti. Sektörün 2020 yılından bile alacağı kaldığını söyleyen Demir, üreticilerin kaliteli üretim potansiyelinin ve ürün çeşitliliğinin doğru politikalarla daha da artacağı üzerinde durdu. Rekabetçilik kültürünü geliştiren kümelenmelerin “birlikte tedarik, birlikte ihracat” olgusunu da yükselteceğini vurgulayan Başkan, çözüm önerilerinde “kamu garantili satın alma yöntemine geçilmesine” önemli ölçüde yer ayırdı.

TIBBİ CİHAZ UZUN ATLADI

Türkiye’de tıbbi cihaz ve medikal sektörü özellikle pandemiyle birlikte artan bir öneme sahip. Sektörün gelişimini değerlendirebilir misiniz?

Son 20 yılda hem yurt içi hem de yurt dışı anlamında ciddi ve ölçülebilir atılımlar yaptık. 2003’te sektörün tamamının ihracatı yalnızca 14 milyon dolarken, 2018-2019 yıllarında ise 700 milyon dolarlara ulaşıldı. 2003-2004’ yılında, bugün Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu o dönemde İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü olarak faaliyet gösteren), kurum öncülüğünde sektörümüz adına yapmış olduğumuz katkılarda dikkate alınarak “Tıbbi Cihaz Yönetmeliği” yürürlüğe konulmuştur. Bu düzenlemenin getirdiği dinamizm ile birlikte, bugün AB müktesebatına tam uyumlu bir sektör hüviyetini kazanmış bulunmaktayız. Yürürlüğe konulan bu regülasyonlar sayesinde, üretim, satış ve satış sonrası serviste de tamamen AB normlarına uygun hareket etme kabiliyeti kazandık. Ürettiğimiz ürünler dünyada ve Avrupa’da kabul görmeye başladı. Satılabilir kalite ve satılabilir fiyat misyonumuz mevcut. Eskiden kalitemizi kabul ettirmekte zorlanıyorduk. 2011 yılında Bakanlık Teşkilat yapısında yapılan yeni düzenleme ile, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu olarak yapılandırıldı ve Kamu nezdinde eksikliği hissedilen, kurumsal organizasyon bünyesinde eksik olan tıbbi cihaz ayağı da akredite edilmiş oldu. 2011’de kalkınma planları hazırlandı. Hedeflerimizi de belirledik. İhracatta 5 milyar dolar hedefi koyduk. 2023 için yüzde 30 yerlilik karşılama hedefimiz var. Hedeflerimize yakınlaşıyoruz. Ağırlık yine ithalat fakat gidişatımız iyi. 700 milyon dolarlık ihracatımız var. Çok ciddi katma değer üreten bir sektörüz. Destekler var, fakat tedarik planlamasındaki hatalar iç pazardaki üreticiyi yordu. Belirsiz vadeli anlaşmalara yaptırım uygulanamadı örneğin. DMO aracılığıyla yurt içinde tedarik işleri yürütülüyor. DMO’nun geçmişten gelen bir satın alma tecrübesi var. Ufak sarkmalar olsa da vadelere büyük ölçüde uyuluyor. Bizim isteğimiz sözleşmede yazılan vadelere uyulmasıdır. Çünkü iki iş insanı birbirinden mal almadan önce iki soru sorar; biri ne kadar alacağı, diğeri ise ne zaman ödeyeceğidir. Ödeme vadesi belirsizliği 7-8 yıldır çözülmedi. 2020 yılından bile alacağı olan bir sektörüz.

“ANADOLU’NUN ŞANSI AZALMAMALI”

Firmaların üretimden çekilmesi söz konusu mu? Mevcut sorunlar buna etki ediyor mu?

Şu bir gerçek ki üreticimiz ihracat yapabiliyorsa varlığını sürdürebiliyor. Sadece yurt içine ürün üreten üreticinin yaşama şansı yok. Yurt dışından ithalat yapanlar da mal satarken parasını alamıyor. Burada tedarik zincirindeki ödeme sorunu asıl problem. Bunun tamamı DMO aracılığıyla yapıldığında Anadolu’daki meslektaşlarımızın varlığını sürdürmeleri zorlaşıyor. Onların da ihaleye girme şansları var. Üreticilerin ve ithalatçıların girdiği ihalede onların şansı azalıyor maalesef.

REKABET KÜLTÜRÜNE KATKI

Kümelenmenin sektöre faydası nedir? Samsun’un sektör başarısını değerlendirebilir misiniz?

Samsun’un avantajı bir alana odaklanması. Cerrahi aletler alanında neredeyse tek noktamız Samsun’dur. Cerrahi aletler lokomotif sektör olarak gelişti bu kentimizde. Kümelenmelerimiz ise Samsun’da, Ankara OSTİM’de, İstanbul’da ve İzmir’de oldukça başarılı. Kümelenmeler bir sinerji üssüdür ve zamanla “birlikte tedarik, birlikte ihracat” faaliyetleri daha da güçlenecektir. Daha büyük ölçekli ham madde tedariki yaparak, gideri azaltıp geliri artıracak modeller geliştirmiş olacağız. kümelenme yapıları Yıllarca birbiriyle rekabet içinde olan insanların bir amaç ve çatı çerçevesinde bir araya gelmesidir. Bu açıdan rekabet kültürünü de geliştirir.

ACİL SERVİSTEN AMELİYATHANEYE…

Sektör firmalarının üretim yetenekleri hangi düzeyde?

Küme olarak baktığımızda Ankara, İstanbul, İzmir ve Samsun’da yoğunlaştığını görüyoruz. Ana yoğunluk bu 4 ilde. Teknolojik ve multidisipliner sektörüz. Tüketim tarafında da üniversiteler ve eğitim hastaneleri başı çektiği için kümelenme ağırlıklı olarak batıda yoğunlaşmış durumda. Ürün çeşitliliğimiz; bir hastanenin acil servisinden ameliyathanesine enjektörden, diz protezine, kalp piline kadar kadar çeşitlilik gösteriyor. Sağlık Bakanlığı ile sektörün yapılanmasına dair ciddi kurumsal çalışmalarımız var. Yaptığımız protokolle, tüm üretici, satıcı ve ithalatçı firmaların bir mesul müdürü olmasına karar verildi. Bunu sertifikalandırdık aynı zamanda.

KAMU ALIM GARANTİSİ ŞART

Firmaların ürün geliştirme ve AR-GE noktasında nasıl bir karnesi var?

Firmaların kurum, büyüklük ve kurumsallığına göre değişiyor bu durum. Arçelik, ASELSAN, Biosys ve Baykar çalışanlarının desteğiyle, çok kısa sürede ventilatör geliştirildi. Maske ve dezenfektanda kapasiteyi neredeyse 10’a katladık. Hızla yeniden yapılanan bir sektörüz. Tekstil, metal, elektronik, yazılım gibi birçok sektörle ilintiliyiz. Kamu garantili satın alma yöntemi uygulayabilsek, üretemeyeceğimiz cihaz yok. Belirsiz satış ortamında üretici kendini planlayamıyor ve arzu edildiği kadar fazla ürün çeşitliliğine gidilemiyor.

ÜRÜN YOKLUĞU YAŞATMADI

Pandeminin sektöre katkıları neler oldu?

2020 yılı tramplen görevi gördü sektörümüz için. 700 milyon dolar olan ihracatımız 5 milyar dolara çıktı. 1,4 milyar dolar olsa bu yılki ihracatımız, bu bile yüzde 100 büyüme anlamına geliyor. Sinerji ile üretmediğimiz ürünleri üretmeye başladık. Maske ve dezenfektanda mesafe kat ettik. 1 aylık safhada bir maske sorunu yaşadık. Sektörü fahiş fiyata maske satıyorlar iddiasıyla yıprattılar. Pandemi döneminde her şey normalmiş gibi bir tedarik yapılamaz. Yine de bu dönemde hiçbir ürünün yokluğunu yaşatmadık. Hiçbir hastamız bu sıkıntıya girmedi. Aynı zamanda Avrupa’ya da ihracat yaptık. Tedarikte sorun yaşamadık, fakat Sağlık ve Maliye Bakanlıkları ödeme zamanlamasına daha çok uyum gösterebilseydi, sektörümüz daha az yara alacaktı.

“OYUN DIŞI KALMAMALIYIZ”

Sektörün desteklenmesi noktasında gözlemleriniz neler?

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, tıbbi cihaz sektörüne de güçlü destekler veriyor. Bakan Bey ve yardımcılarının desteğiyle; özellikle HAMLE programıyla büyük atılımlar yaşayacağız. TÜBİTAK ve KOSGEB de önemli destekler sunuyor. Ticaret Bakanlığının ciddi destekleri mevcut. Sağlık ve Maliye bakanlıklarından da benzer desteği görmek istiyoruz. TİTCK’yı ayırıyorum. Bu kurum kurulduğundan bu yana, akreditasyon, ihracat ve mevzuat gibi birçok alanda tıbbi cihaz sektörünün gelişmesine çok büyük katkısı olmuştur. Çünkü bir ürünün üretildiği ülkede satılabiliyor olması çok önemlidir. Üreticilerimizin sermaye birikimi elde edebilmesi için de iç pazar çok önemlidir. Daha kaliteli ürünler üretip istihdam sağlamamız da kalıcı desteklere bağlıdır. Çünkü AB, AB dışındaki ülkelerle rekabet edemediği için ticari duvarlar örüyor. CE belgeli üreticilerimiz, 3-4 yılda kendilerini yenilemezlerse oyun dışı kalabilir ve Avrupa’ya mal satamayabilirler. Avrupa’nın regülasyonlarına uyumlu hale gelip, kendimizi güncelleyip, yeni tehditlere hazır hale gelmemiz lazım. Ayrıca iç pazarda tedarik sistemimizin sürdürülebilir olmasını sağlamamız lazım. Meslektaşlarımız ödemelerini zamanında almak için efor sarf etmek zorunda kalmamalı sözleşmede yer alan ödeme vadesine uyulmalı. Ayrıca kamu garantili satın almalar çok önemli. Bir üreticinin 2-3 yıllık planlamasını yapabilmesi gerek. Üniversite sanayi iş birliğini de bu noktada arzu ettiğimiz seviyeye getirdik. Kamudan beklentimiz, verdiği desteklerin yanı sıra, tedarik ve ödemeler tarafını da düzenlemesidir. DMO da yerli malına yüzde 15 avantaj sağlayıp, kamu satın almalarında yerli ürünlere öncelik verirse, katma değerli üretim potansiyelimizi daha etkin kullanabiliriz.

Kaynak

Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Kabul Et